Onlar da
bir çok çalışan gibi “kıyıda bir yerde emeklilik” hayalleri kurmaya
başladıklarında hepimiz heyecanlanmıştık aslında. 26 yıl parlamentoda
gazetecilik yapmış olan Hıdır Göktaş ve avukatlık, gazetecilik ve kamuda basın
müşavirliği yapmış Nuray Göktaş, “Kızımız Sera üniversiteye girsin,
gazeteciliği de, Ankara’yı da bırakıp, bir kıyı kasabasına gideceğiz” ve “Bunu
da en geç 2010 Haziran’ında gerçekleştireceğiz” dedikçe, parlamento koridorunun
havasını koklayan tüm gazeteciler, deyim yerindeyse gülüp geçtik. Bu kadar radikal bir dönüşümün
gerçekleştirilebilirliği meçhuldü. Yapanlar vardı, farklıydı. Onlar farklı bir
düzene geçmeyi planlıyorlardı.
2010 yılı
Mayıs ayında, karı-koca Göktaşlar, “Emeklilik dilekçelerini verdik, evimizi
sattık, Alaçatı’ya gidiyoruz” dediklerinde şaka yapıyorlar sandık. Ama
gerçekten, onlar hepimizin hayallerini sırtlayıp, yola çıkıyorlardı.
Arkalarından gıpta ile el sallayıp, “Güle güle” dedik.
Sonra bir
baktık aradan tam iki yıl geçmiş. İki yıl sonra bulundukları noktayı, biraz
felsefi, biraz ekonomik biraz da sosyolojik olarak konuşalım istedik. Nuray-Hıdır
Göktaş çifti hayallerini gerçekleştirmiş görünüyorlar. Ankara’da tek başına
üniversite okumayı başaracağım diyen kızları
Sera da öyle. Ne diyelim, darısı başımıza…
Gazeteci -
İki yıl biz gazeteciler için oldukça yoğundu. Sizin için nasıldı?
Hıdır
Göktaş – Yoğunluğunuzu ağırlıklı olarak gazetelerden izledim. Ankara
yaşamıma göre değişmeyenlerden biri bu, sayısı
azalmakla birlikte günde en az üç-dört gazete okumayı ısrarla sürdürüyorum.
Nuray
Göktaş – Evet, bütün gündemi tartışabilirsiniz Hıdır’la, müşterilerimizden de
bunu yapan var zaten, “n’olcak memleketin hali” muhabbetleri yapıyorlar uzun
yaz gecelerinde…
Gazeteci –
Aslında çalışma yaşamınız, alanı değişerek de olsa devam ediyor Alaçatı’da.
Bunu geçmiş işlerinize göre nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nuray –
Hıdır Parlamento, ben de Hazine Müsteşarlığı gibi tarihi geçmişi bugünkü
ilişkilerini belirleyen iki kurumda çalışıyorduk. Alaçatı’nın köyleriyle
birlikte nüfusu 2008 verilerine göre 10221 ve bu 1890 yılı nüfusuyla yaklaşık
aynı. Alaçatı’nın da aynı Parlamento gibi Hazine gibi yüklü bir tarihi geçmişi
var. Bugünkü ilişkilerini belirleyen o, Alaçatı’nın başarısı bir tesadüf değil,
bir mucize değil demeye çalışıyorum. Şu anda Camgeran’ın bulunduğu dükkanda
1940’larda İbrahim Peker Bey’in manifatura dükkanı varmış. Biz hala onun
dolaplarından birini kullanıyoruz. Marangoz Kemal Kırçakçı’nın girdiği kapıdan
giriyoruz dükkanımıza. Bir zamanlar belediye görevlisinin dolaşarak yaktığı
gazlı sokak lambasının yerinde şimdi elektriklileri var ve 1005 sokakta hala
yaşlılarımız akşam serinliğinde birbirlerinin kapısına oturmaya ve konuşmaya
gidiyorlar. Akşam sefaları, sardunyalar arasında gelen geçeni seyredip tütüne gidip yoruldukları günlerden bugüne
nasıl gelindiğini tartışıyorlar. Öyle ki, kuşlar, özellikle de kırlangıçlar dükkanın
bir kapısından girip, şöyle bir turlayıp, diğer kapısından çıkıp gidiyorlar.
Bir şey kıracaklar diye korkuyoruz kimi zaman, ama hiç zarar vermediler bize
şimdiye kadar. Yağmurlu günlerde sokak köpekleri dükkana girip korunuyorlar.
Bir gün bunu fotoğraflayıp facebook sayfamızdan yayınlamıştım. Girişte
uyudular, ben müziğimi dinleyip kitabımı okudum. Yağmur dindi ve gittiler. Bir
başka yerde böyle bir tabloyla karşılaşmak mümkün mü, bilmiyorum. Yaz aylarında
iki ay, gece birlere kadar dükkanda oluyoruz, çünkü alışveriş daha çok yemek
faslından sonra oluyor. Tavla oynuyoruz kapının önünde. Birden biri çıkıp
geliveriyor, Ankara’dan, İstanbul’dan, Türkiye’nin ya da dünyanın herhangi bir
yerinden. Alaçatı’da kapınızın önünden herkes geçebilir çünkü. Muhabbet
başlıyor ondan sonra…Bu da yaz aylarının keyfi. Onu soruyorsanız, hayır işlerimizi
aramıyoruz. Bu işimizi ve dükkanımızı çok seviyoruz.
Hıdır
–Marmara Üniversitesi ‘nde 95 yılında yapılmış bir araştırma sonuçlarını
okumuştum. Normal bir insan, yılının yüzde 19’unu TV izleyerek, yüzde 33’ünü
uyuyarak, yüzde 33’ünü çalışarak ve yüzde 14’ünü de diğer faaliyetlerle
geçiriyormuş. Emeklilik bu yüzde 14’lük diğer faaliyetler kısmını artırmakla
ilgili gibi geliyor bana. Bir cam atölyemiz var biliyorsunuz. Üç ayrı teknikle
sanatsal cam üretiyoruz. Cam benim 2001’den bu yana tutkum, gazeteciyken camla
uğraşmaya başladım aslında ve iyi ki de bu yola girmişim. Camgeran olmasaydı
özellikle benim emekliliğe alışmam çok daha zor olabilirdi. Nuray’ın Ankara’da
da küçük bir ticaret deneyimi olmuştu. İlk olarak diyebilirim ki bütün ekonomik
zorunluluklara rağmen, kira, stopaj, vergi vs, yine de yüzyıllık kapısını
istediğin zaman açabileceğin bir dükkan orası. Yani kendi işinin olması,
zamanın efendisi olmak açısından çok hoş. O dükkanın tüm ihtiyaçları ile
ilgilenmen gerektiği için, zorlayıcı. Tümüyle kendin yarattığın için, her
aşamasında sen karar verip sonuçlarına sen katlandığın için ticarette yaptığın
işe asla yabancılaşmıyorsun. Belki biz hem ürettiğimiz ve hem de özel bir mal,
antika ile uğraştığımız için bu böyle, bilmiyorum.
Gazeteci:
Çok renkli bir dükkan görüyorum…
Hıdır : Cam
muhteşem bir organizma; ışıkla birleştiğinde yeniden doğup, bulunduğu mekana
can veren bir nesne. En küçük objemiz çay ve kokteyl kaşığı ile magnetlerimiz.
Şu ana kadar yaptığımız en büyük obje de Alaçatı’da iki otel için yaptığımız
tasarımlar oldu. Kurs da veriyoruz. Yaz aylarında tatile gelen yabancılar
arasında ders almak isteyen çok oluyor. Geçen yıl tatilini boncuk öğrenerek
geçiren Mark’ımız vardı. Bu yıl da sezonu iki Rus çocukla açtık. Her gün birer
saat boncuk dersi alıyorlar. Tatil,yeni yıla yeni becerilerle başlamak için iyi
bir fırsat. Bu yıl füzyon tekniği ile
ürettiğimiz camlarımızı eski ahşaplarla birleştirdik. Büyük mekanlar için
çekici tasarımlar çıktı ortaya. Camgeran Alaçatı’nın facebook sayfasından ve
web sayfasından ürünlerimize ulaşmak mümkün.
Nuray :
Antika ve koleksiyon objeleri benim ilgi alanımdı önceleri. Ankara’da Pirinç Han’da
bir arkadaşımla Erguvan adında bir dükkanımız oldu, dört yıl işlettik . O
yıllarda zaten sevdiğim antikayı anlamayı öğrenmiştim. Camgeran’da antika,
belirleyici ürün, Hıdır da antikacı olmaya doğru gidiyor. Porselen, opalin,
dokuma, tutya, tunç, gümüş, resim, gramofon, pikap ve her türlü koleksiyon
objesi bütün anılarıyla Camgeran’ın taş duvarlarının arasında müşterilerimizi bekliyor.
Gazeteci :
Hiç bilmediğiniz bir işi başardınız burada, nasıl?
Hıdır :
Nuray’ın biraz deneyimi vardı ama bu yeterli değildi. Ben de haber yazmak dışında bir şey bilmiyordum.
Montaigne’nin çok sevdiğim bir sözü vardır: “Bu dünyadaki bir çok istismar cehaletimizi
itiraf etmekten korkmak üzere eğitilmemizden kaynaklanmaktadır.” Bunu niye
aktardım ? Cehaletimizi hiç saklamadık. Siz başlangıçta bizi fiş kesmeye
çalışırken görmeliydiniz. Ya da müşteri ilişkileri içerisinde. Çok eğlenirdiniz
eminim. Şu anda üçüncü
sezonumuzdayız ve hala batmadık.
Gazeteci :
Yaz aylarının dükkan, gelen giden, deniz ile oldukça dolu geçtiği belli ama
kışın ne yapıyorsunuz, baharda, sonbaharda???
Nuray : İlk
yıl kış aylarında izlemek üzere onlarca film getirmiştim buraya. Hayalimde
şöyle bir kış vardı: Yapacak işimiz olmayacak, dışarı çıkamayacağız. Hıdır
atölyede çalışacak, ben film izleyeceğim. Oysa o yıl kış Ankara’ya göre,
yağmurlu ve rüzgarlı bir serinlikti. Bahçemizde çiçek ve limon hiç eksik
olmadı. En uzak yolculukla Kos adasına sabah gidip akşam dönebilirdik. Geçen
yıl dostlarımız oluşmuştu zaten. Sinema geceleri, kahvaltılar, çevre gezileri…Festival
ve festival hazırlıklarından boş zaman kavramına da yabancılaşıyorsunuz bir
süre sonra. Alaçatı’da Ot Festivali, Balık Avı Yarışması, Surf, Uçurtma, Caz
festivalleri yıl boyunca ilgili çevrelerin Alaçatı’ya akmasına neden oluyor.
Gazeteci:
En çok neyi özlüyorsunuz Ankara’ya ilişkin?
Hıdır : Proust’a
göre bir sorunla karşılaşıncaya, bir olay umduğumuzdan farklı gelişinceye, acı
çekmeye başlayıncaya kadar, hiçbir şeyi doğru düzgün öğrenmiş sayılmayız ve
kederler düşüncelere dönüştükleri anda bize acı çektirme güçlerini yitirirler.
Büyük kentle ilişkimizi bu yaklaşımla açıklayabilirim. Öğrendik ve artık ne
kent ne de iş yaşamının bize acı çektirme gücü var. İki yıllık ayrılığmızda sadece
ailelerimize ve dostlarımıza ihtiyaç duyduğumuzu gördük. AVM’ler, sinemalar,
tiyatrolar, konserler…İzmir’e yakın olacaktık ki sık sık gidelim bunlara…Bir
kere gitmedik. Alaçatı bu bakımdan aktif olmasaydı gider miydik, muhtemelen
giderdik. Gelincik şerbeti ve, zeytin yapmayı öğrendik, ahşap boyamayı, ağaç
dikmeyi, her fırsatta piknik yapmayı… Nuray sigarayı bıraktı 33 yıl sonra…
Nuray : Geçen
gün bir müşterimiz eşine “biz böyle bir yaşamı başaramayız, çünkü ortak
hayalimiz yok” dedi. Eşi de kendisini, “bunu bilemem çünkü hayallerini
bilmiyorum” diye yanıtladı. İkinci baharın olmazsa olmazı kesinlikle ortak bir
hayal. Başka türlü kederler bilgi haline gelemiyor. İkincisi tabii ki Sera gibi
bir kızımızın olması. Size “gidin ben hallederim” diyecek ve Ankara’da tek
başına yaşamayı halledecek. O olmasa
başaramazdık. Hayat uzun değil ve çok büyük bir kısmı hayatın nasıl
geçirileceği üzerine boş düşüncelerle geçmemeli. Dostlarımızı özlüyoruz, onlar
da bizi yalnız bırakmıyorlar. Ben bir de Ankara simidini çok özlüyorum, itiraf
etmeliyim.
İletişim:
Tel:
232-7169672 / 532-2838523
