9 Ekim 2012 Salı

HAYAT, HAYATIN NASIL GEÇİRİLECEĞİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERLE GEÇİRİLMEMELİ

-Bit Pazarı yayın hayatına, bizimle yapılmış ve yayınlanmamış bir söyleşiyle başlasın istedim: Kolaycılık gibi görünüyor ama hiç öyle değil :))-



Onlar da bir çok çalışan gibi “kıyıda bir yerde emeklilik” hayalleri kurmaya başladıklarında hepimiz heyecanlanmıştık aslında. 26 yıl parlamentoda gazetecilik yapmış olan Hıdır Göktaş ve avukatlık, gazetecilik ve kamuda basın müşavirliği yapmış Nuray Göktaş, “Kızımız Sera üniversiteye girsin, gazeteciliği de, Ankara’yı da bırakıp, bir kıyı kasabasına gideceğiz” ve “Bunu da en geç 2010 Haziran’ında gerçekleştireceğiz” dedikçe, parlamento koridorunun havasını koklayan tüm gazeteciler, deyim yerindeyse gülüp geçtik.  Bu kadar radikal bir dönüşümün gerçekleştirilebilirliği meçhuldü. Yapanlar vardı, farklıydı. Onlar farklı bir düzene geçmeyi planlıyorlardı.

2010 yılı Mayıs ayında, karı-koca Göktaşlar, “Emeklilik dilekçelerini verdik, evimizi sattık, Alaçatı’ya gidiyoruz” dediklerinde şaka yapıyorlar sandık. Ama gerçekten, onlar hepimizin hayallerini sırtlayıp, yola çıkıyorlardı. Arkalarından gıpta ile el sallayıp, “Güle güle” dedik.



Sonra bir baktık aradan tam iki yıl geçmiş. İki yıl sonra bulundukları noktayı, biraz felsefi, biraz ekonomik biraz da sosyolojik olarak konuşalım istedik. Nuray-Hıdır Göktaş çifti hayallerini gerçekleştirmiş görünüyorlar. Ankara’da tek başına üniversite okumayı başaracağım diyen  kızları Sera da öyle. Ne diyelim, darısı başımıza…

Gazeteci - İki yıl biz gazeteciler için oldukça yoğundu. Sizin için nasıldı?

Hıdır Göktaş – Yoğunluğunuzu ağırlıklı olarak gazetelerden izledim. Ankara yaşamıma  göre değişmeyenlerden biri bu, sayısı azalmakla birlikte günde en az üç-dört gazete okumayı ısrarla sürdürüyorum.

Nuray Göktaş – Evet, bütün gündemi tartışabilirsiniz Hıdır’la, müşterilerimizden de bunu yapan var zaten, “n’olcak memleketin hali” muhabbetleri yapıyorlar uzun yaz gecelerinde…

Gazeteci – Aslında çalışma yaşamınız, alanı değişerek de olsa devam ediyor Alaçatı’da. Bunu geçmiş işlerinize göre nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nuray – Hıdır Parlamento, ben de Hazine Müsteşarlığı gibi tarihi geçmişi bugünkü ilişkilerini belirleyen iki kurumda çalışıyorduk. Alaçatı’nın köyleriyle birlikte nüfusu 2008 verilerine göre 10221 ve bu 1890 yılı nüfusuyla yaklaşık aynı. Alaçatı’nın da aynı Parlamento gibi Hazine gibi yüklü bir tarihi geçmişi var. Bugünkü ilişkilerini belirleyen o, Alaçatı’nın başarısı bir tesadüf değil, bir mucize değil demeye çalışıyorum. Şu anda Camgeran’ın bulunduğu dükkanda 1940’larda İbrahim Peker Bey’in manifatura dükkanı varmış. Biz hala onun dolaplarından birini kullanıyoruz. Marangoz Kemal Kırçakçı’nın girdiği kapıdan giriyoruz dükkanımıza. Bir zamanlar belediye görevlisinin dolaşarak yaktığı gazlı sokak lambasının yerinde şimdi elektriklileri var ve 1005 sokakta hala yaşlılarımız akşam serinliğinde birbirlerinin kapısına oturmaya ve konuşmaya gidiyorlar. Akşam sefaları, sardunyalar arasında gelen geçeni seyredip  tütüne gidip yoruldukları günlerden bugüne nasıl gelindiğini tartışıyorlar. Öyle ki, kuşlar, özellikle de kırlangıçlar dükkanın bir kapısından girip, şöyle bir turlayıp, diğer kapısından çıkıp gidiyorlar. Bir şey kıracaklar diye korkuyoruz kimi zaman, ama hiç zarar vermediler bize şimdiye kadar. Yağmurlu günlerde sokak köpekleri dükkana girip korunuyorlar. Bir gün bunu fotoğraflayıp facebook sayfamızdan yayınlamıştım. Girişte uyudular, ben müziğimi dinleyip kitabımı okudum. Yağmur dindi ve gittiler. Bir başka yerde böyle bir tabloyla karşılaşmak mümkün mü, bilmiyorum. Yaz aylarında iki ay, gece birlere kadar dükkanda oluyoruz, çünkü alışveriş daha çok yemek faslından sonra oluyor. Tavla oynuyoruz kapının önünde. Birden biri çıkıp geliveriyor, Ankara’dan, İstanbul’dan, Türkiye’nin ya da dünyanın herhangi bir yerinden. Alaçatı’da kapınızın önünden herkes geçebilir çünkü. Muhabbet başlıyor ondan sonra…Bu da yaz aylarının keyfi. Onu soruyorsanız, hayır işlerimizi aramıyoruz. Bu işimizi ve dükkanımızı çok seviyoruz.



Hıdır –Marmara Üniversitesi ‘nde 95 yılında yapılmış bir araştırma sonuçlarını okumuştum. Normal bir insan, yılının yüzde 19’unu TV izleyerek, yüzde 33’ünü uyuyarak, yüzde 33’ünü çalışarak ve yüzde 14’ünü de diğer faaliyetlerle geçiriyormuş. Emeklilik bu yüzde 14’lük diğer faaliyetler kısmını artırmakla ilgili gibi geliyor bana. Bir cam atölyemiz var biliyorsunuz. Üç ayrı teknikle sanatsal cam üretiyoruz. Cam benim 2001’den bu yana tutkum, gazeteciyken camla uğraşmaya başladım aslında ve iyi ki de bu yola girmişim. Camgeran olmasaydı özellikle benim emekliliğe alışmam çok daha zor olabilirdi. Nuray’ın Ankara’da da küçük bir ticaret deneyimi olmuştu. İlk olarak diyebilirim ki bütün ekonomik zorunluluklara rağmen, kira, stopaj, vergi vs, yine de yüzyıllık kapısını istediğin zaman açabileceğin bir dükkan orası. Yani kendi işinin olması, zamanın efendisi olmak açısından çok hoş. O dükkanın tüm ihtiyaçları ile ilgilenmen gerektiği için, zorlayıcı. Tümüyle kendin yarattığın için, her aşamasında sen karar verip sonuçlarına sen katlandığın için ticarette yaptığın işe asla yabancılaşmıyorsun. Belki biz hem ürettiğimiz ve hem de özel bir mal, antika ile uğraştığımız için bu böyle, bilmiyorum.

Gazeteci: Çok renkli bir dükkan görüyorum…

Hıdır : Cam muhteşem bir organizma; ışıkla birleştiğinde yeniden doğup, bulunduğu mekana can veren bir nesne. En küçük objemiz çay ve kokteyl kaşığı ile magnetlerimiz. Şu ana kadar yaptığımız en büyük obje de Alaçatı’da iki otel için yaptığımız tasarımlar oldu. Kurs da veriyoruz. Yaz aylarında tatile gelen yabancılar arasında ders almak isteyen çok oluyor. Geçen yıl tatilini boncuk öğrenerek geçiren Mark’ımız vardı. Bu yıl da sezonu iki Rus çocukla açtık. Her gün birer saat boncuk dersi alıyorlar. Tatil,yeni yıla yeni becerilerle başlamak için iyi bir fırsat.  Bu yıl füzyon tekniği ile ürettiğimiz camlarımızı eski ahşaplarla birleştirdik. Büyük mekanlar için çekici tasarımlar çıktı ortaya. Camgeran Alaçatı’nın facebook sayfasından ve web sayfasından ürünlerimize ulaşmak mümkün.

Nuray : Antika ve koleksiyon objeleri benim ilgi alanımdı önceleri. Ankara’da Pirinç Han’da bir arkadaşımla Erguvan adında bir dükkanımız oldu, dört yıl işlettik . O yıllarda zaten sevdiğim antikayı anlamayı öğrenmiştim. Camgeran’da antika, belirleyici ürün, Hıdır da antikacı olmaya doğru gidiyor. Porselen, opalin, dokuma, tutya, tunç, gümüş, resim, gramofon, pikap ve her türlü koleksiyon objesi bütün anılarıyla Camgeran’ın taş duvarlarının arasında  müşterilerimizi bekliyor.

Gazeteci : Hiç bilmediğiniz bir işi başardınız burada, nasıl?

Hıdır : Nuray’ın biraz deneyimi vardı ama bu yeterli değildi. Ben de haber  yazmak dışında bir şey bilmiyordum. Montaigne’nin çok sevdiğim bir sözü vardır: “Bu dünyadaki bir çok istismar cehaletimizi itiraf etmekten korkmak üzere eğitilmemizden kaynaklanmaktadır.” Bunu niye aktardım ? Cehaletimizi hiç saklamadık. Siz başlangıçta bizi fiş kesmeye çalışırken görmeliydiniz. Ya da müşteri ilişkileri içerisinde. Çok eğlenirdiniz eminim.  Şu anda üçüncü sezonumuzdayız  ve hala batmadık.


Gazeteci : Yaz aylarının dükkan, gelen giden, deniz ile oldukça dolu geçtiği belli ama kışın ne yapıyorsunuz, baharda, sonbaharda???

Nuray : İlk yıl kış aylarında izlemek üzere onlarca film getirmiştim buraya. Hayalimde şöyle bir kış vardı: Yapacak işimiz olmayacak, dışarı çıkamayacağız. Hıdır atölyede çalışacak, ben film izleyeceğim. Oysa o yıl kış Ankara’ya göre, yağmurlu ve rüzgarlı bir serinlikti. Bahçemizde çiçek ve limon hiç eksik olmadı. En uzak yolculukla Kos adasına sabah gidip akşam dönebilirdik. Geçen yıl dostlarımız oluşmuştu zaten. Sinema geceleri, kahvaltılar, çevre gezileri…Festival ve festival hazırlıklarından boş zaman kavramına da yabancılaşıyorsunuz bir süre sonra. Alaçatı’da Ot Festivali, Balık Avı Yarışması, Surf, Uçurtma, Caz festivalleri yıl boyunca ilgili çevrelerin Alaçatı’ya akmasına neden oluyor.



Gazeteci: En çok neyi özlüyorsunuz Ankara’ya ilişkin?


Hıdır : Proust’a göre bir sorunla karşılaşıncaya, bir olay umduğumuzdan farklı gelişinceye, acı çekmeye başlayıncaya kadar, hiçbir şeyi doğru düzgün öğrenmiş sayılmayız ve kederler düşüncelere dönüştükleri anda bize acı çektirme güçlerini yitirirler. Büyük kentle ilişkimizi bu yaklaşımla açıklayabilirim. Öğrendik ve artık ne kent ne de iş yaşamının bize acı çektirme gücü var. İki yıllık ayrılığmızda sadece ailelerimize ve dostlarımıza ihtiyaç duyduğumuzu gördük. AVM’ler, sinemalar, tiyatrolar, konserler…İzmir’e yakın olacaktık ki sık sık gidelim bunlara…Bir kere gitmedik. Alaçatı bu bakımdan aktif olmasaydı gider miydik, muhtemelen giderdik. Gelincik şerbeti ve, zeytin yapmayı öğrendik, ahşap boyamayı, ağaç dikmeyi, her fırsatta piknik yapmayı… Nuray sigarayı bıraktı 33 yıl sonra…


Nuray : Geçen gün bir müşterimiz eşine “biz böyle bir yaşamı başaramayız, çünkü ortak hayalimiz yok” dedi. Eşi de kendisini, “bunu bilemem çünkü hayallerini bilmiyorum” diye yanıtladı. İkinci baharın olmazsa olmazı kesinlikle ortak bir hayal. Başka türlü kederler bilgi haline gelemiyor. İkincisi tabii ki Sera gibi bir kızımızın olması. Size “gidin ben hallederim” diyecek ve Ankara’da tek başına yaşamayı halledecek.  O olmasa başaramazdık. Hayat uzun değil ve çok büyük bir kısmı hayatın nasıl geçirileceği üzerine boş düşüncelerle geçmemeli. Dostlarımızı özlüyoruz, onlar da bizi yalnız bırakmıyorlar. Ben bir de Ankara simidini çok özlüyorum, itiraf etmeliyim.




İletişim:


Tel: 232-7169672 / 532-2838523

Hiç yorum yok: